8 Mayıs 2009 Cuma

ÖNSÖZ

Sağlık Bakanlığınca hazırlanan 2006 tarihli "Kronik Hastalıklar Raporuna göre, Türkiye'de yaklaşık 22 milyon kişi kronik hastalıkların etkisi altında yaşıyor ve kronik hastaların sayısında sürekli artış gözleniyor. Yaklaşık 15 milyon kişide yüksek tansiyon, 4 milyon kişide şeker, 3 milyon kişide kronik obstruktif akciğer hastalığı, 2 milyon kişide koroner kalp hastalığı; hastaların %40'ında farklı derecede anemi bulunuyor.

Bunun dışında hemen hemen her genç kızda, hatta bazı erkeklerde endometriozis görülüyor, kısırlık sel gibi artıyor ve her iki bebekten biri sezaryenle doğuyor. Raporlarla çizilen bu tablo tek başına çok vahimdir, aynı zamanda insanları ümitsizliğe, korkuya sevketmekte ve büyük hatalar yapmalarına da sebep olmaktadır.
Çağdaş tıp bilgileri ve teşhis imkanları "dev adımlarla" ilerliyor gibi görünüyor fakat hastalıklar gün geçtikçe daha da derinleşiyor, çeşitleniyor, yaygınlaşıyor ve çoğalıyor. Hastalıklara çare bulunamıyor, tam tersine tıbbi tedaviler sonucunda hastalıkların direnci artıyor, daha önce hiç bilinmeyen hastalıklar ortaya çıkıyor. Karşımıza çıkan bu tablo bize hiç şaşırtıcı gelmiyor çünkü modern tıbbın felsefesi temelden yanlıştır. Modern tıp ateş yükselince ateş düşürücü, tansiyon yükselince tansiyon düşürücü, enfeksiyon olunca antibiyotik kullanmayı önerir. Bu, hastalığı tedavi değil, bağışıklık sistemine açılmış şiddetli ve sürekli bir savaştır. Çağdaş tıbbi müdahalelere maruz kalan bağışıklık sistemi, tamamen çökene kadar muazzam bir şekilde direnir. Bağışıklık sistemi çöktükten sonra ise insanın başına birer birer gerçek hastalıklar gelmeye başlar.
Sentetik ilaçlar, ameliyatlar, sezaryenle doğum, kan ve organ nakli, iki anneli ve tüp bebekler, kök hücresi kullanma, klonlama, gen teknolojisi ve nanoteknoloji yöntemleriyle üretilen aşılar ve vitaminler gibi kurtuluş umuduyla bel bağlanan bu hayali gelişmeler her seferinde hüsranla bitmektedir ve bitecektir. Bunun sebebini, Yaratıcı'nın kanunlarını gözardı ederek veya onlara karşı gelerek tedavi yolu arayanların zihniyetinde aramak gerekir.
Gerçeğe giden yol, ilahi kanunları çiğnemeyen yoldur. Allah tarafından yaratılan bu kanunlar, Levh-i Mahfuz'da yazılmış ve yaratılışa nokta koyulmuştur. Allah'ın yasalarında asla hata olamaz. Bir değişiklik de yapılamaz. Allahü Teala Müminun Suresi 71. Ayet-i Kerime'de "Velev ki Hak, onların hevalarına tabi olsaydı göklerde, yerde ve bunların içinde bulunanlar mutlaka fesada giderdi" buyurarak felaketin büyüklüğünü bize tanımlıyor.
Biz gerçek hastalığı değil de, tedavi edilmemesi gereken "hastalıkları" tedavi ederken, daha doğrusu, vücudun gönderdiği "imdat" sinyallerini sustururken hatayı insan vücudunda, vücudun sözde eksikliği ya da bozukluğunda arıyoruz. Yani, hatayı Allah'ın yarattığı mekanizmada arıyoruz. Halbuki, O'nun mekanizmasında hata olamaz. Bu sebeple, insanın bağışıklık sistemi tüm çağdaş tedavi yöntemlerine karşı kendi savunmasını yapar, sonuna kadar direnir. Bazı insanlar tıbbi ilaçlarla veya cerrahi müdahalelerle değil, bunlara rağmen iyileşir.
Bugün mizaçların sırrı keşfedilmiş ve mizaca yani kan grubuna göre beslenme şekli ayrıntılı bir şekilde sistemleştirilmiştir. Bu sistemi uygulayan insan bütün hastalıklardan emin olabilirdi. Ancak bu sistemi hayata geçirmek için doğal, genetiğine müdahale edilmemiş yiyecek kalmamıştır.
Kainatta tüm cisimler ve sistemler bir bütündür. Bedenimiz de tüm kainatın bir misali olarak yaratılmıştır. İnsan bedenine baktığımız zaman çeşit çeşit, içiçe geçmiş ve birbiriyle etkileşim halinde olan sistemler görürüz. Modern tıp, insan bedenini, branşlara ayırarak inceler ancak bunun insan vücudunu anlamaya yeterli olmadığını biliyoruz. İnsan vücudunu anlamak için sistemin ve işleyişin bütününe bakmak gerekir. Yaratılış kanunlarını ne kadar iyi anlarsak o kadar sağlıklı ve doğru yaşama imkanı buluruz.
Bu kitapta anlatılan tedavi sistemini anlamak için bütünsel bir bakış gereklidir. Tek tek hastalıkların tedavisiyle ilgilenmek yeterli olamaz. Bu nedenle ancak kitabımızın tamamını okuduktan sonra tedavinin felsefesiyle ve metoduyla ilgili bir fikir sahibi olunabilir. Öyleyse ateşi düşürmek, öksürüğü engellemek, burun akıntısını durdurmaya çalışmak, antibiyotik kullanmak, bademcikleri aldırmak cahilliktir, vücuda karşı yapılan bir haksızlık ve zulümdür. Halbuki, insan kendisini çevresindeki zararlardan koruyup, yemeklerini düzeltir, fazla ve zararlı yemekten vazgeçerse, onun ne ateşi yükselir, ne bademcikleri şişer, ne de alerjisi olur.
Midede hazım bittikten sonra besin maddeleri kimus şeklinde bağırsaklara iner. Orada birinci hazım tamamlanır, besin emilir ve karaciğere ikinci hazma gönderilir. Doğal olarak bağırsaklarda yaşayan mikroplar midede hazmolunmamış yiyecek kalıntılarını parçalar ve vücudun menfaatine kullanarak vitamin, şeker, hatta protein üretirler. Vazifeli mikroplar toksik maddeleri nötralize ederek hızlı bir şekilde dışarı atmaya çalışırlar. İnsan, antibiyotik (anti:karşı, biyo:hayat yani hayat karşıtı) kullandığı zaman, antibiyotik vücuttaki mikroplarla birlikte, bağırsaklarda yaşayan doğal vazifeli mikropları da öldürür. Faydalı mikroplardan boşalan yeri zararlı mikroplar doldurur.
Doğal olmayan, iyi çiğnenmeyen, karışık ve çok yenen, birbirine zıt yemekler midede çürüyerek bağırsaklara iner. Bağırsaklardaki yabancı mikroplar onlardan çeşitli zehirler üretir ve bu zehirler, toksinleri kana karıştırmadan dışarı atmakla görevli bağırsak tüycüklerini çürütür. Tüycüklerin çürümesiyle kelleşen bağırsaklarda yaralar oluşur ve bağırsaklar koruma görevini yapamayıp, faydalı maddelerin yanı sıra zararlı maddeleri de kana karıştırır. Bu zehirleri toplayan kan, direkt karaciğere geçer. Karaciğer, bu kanın bir kısmını böbreklere, bir kısmını da temizleyerek kalbe gönderir. Kalp, gelen kanı bütün organ ve hücrelere taksim etmekle görevlidir. Ancak kandaki toksin ve atıkların oranı devamlı yüksek olursa, karaciğerin onları temizlemesi zorlaşır. Bu durumda karaciğer onları kendinde toplayarak hastalanır, yağlanmaya, büyümeye, kistler oluşturmaya başlar ve kanı yeteri kadar temizleyemez hale gelir. Böylece kanda atıklar çoğalır, kolesterol yükselir. Vücut, bu ağırlaşan kanın dolaşımını hızlandırmak ve atıkları çıkartmak için, damarları daraltmak ve tansiyonu yükseltmek mecburiyetinde kalır. Ancak hasta, tansiyon düşürücü ilaç aldığında, damarlar zorla genişler, kan dolaşımı yavaşlar, pis ve ağır kan damarlarda dolaşarak, atıkları damar duvarlarında biriktirir, dokuları kirletir, kılcal damarları tıkar.
Kan, daralan ve tıkanan atar damarlardan organların dokularına gerektiği gibi ulaşamayacağı için yeterli miktarda gıda da ulaştıramaz. Hücrelerin metabolik atıkları da daralan ve tıkanan toplar damarlardan ve o damarların bulunduğu organdan uzaklaşamaz ve hücrelerde birikmeye başlar. Sonuç olarak, hücre ve organlar aç kalır ve sürekli atıklarla uğraşmaktan asıl görevini yapamaz hale gelir.
Her bir hücre ve her bir organ belli bir titreşimle çalışır (Allah'ı zikreder). Ancak, atıkların birikmesiyle değişmiş olan hücre ve organların titreşim frekansları bozulur (Allah'ı zikirden ayrılır). Peygamberimiz "Allah'ı zikirden ayrılmayan hayvanı avcı avlayamaz", buyuruyor. Sağlıklı hayvanı ne yırtıcı bir hayvan ne de avcı avlayamaz. (Bilimsel araştırmalar, avlanan hayvanların tamamının hasta hayvanlar olduğunu göstermiştir.) Öyleyse, zikirden ayrılmayan organ da hastalanmaz.
Aslında hastalık tektir: Yanlış yaşam tarzı. Ancak hastalık olarak isimlendirilen her vaka, yanlış yaşam tarzına karşı vücudumuzun gösterdiği tepkidir. Bu tepki yukarıda gördüğümüz gibi, mide ve bağırsakların işlevinin (hazmın) bozulması ile, bademciklerin şişmesi ile ve karaciğerde atıkların birikmesi ile noktalanır. Ancak karaciğer kendi fonksiyonunu tam olarak yapamaz hale geldiğinde, hastanın tabiatına göre, böbrek, cilt, akciğer, rahim, yumurtalık, kalp ve damar hastalıkları gibi farklı hastalıklar baş gösterir. Bu hastalıklarla tek tek uğraşmak, boşuna, hatta zararına zaman geçirmektir. Çünkü birbirine bağlı olmayan hiçbir hastalık yoktur ki, tek başına tedavi edilebilsin.
Mesela bronşit ve zatürre olayını ele alalım:
İnsan uzun ömürlü süt ve süt tozu içeren hazır yiyecekleri, farklı peynir türlerini, rafine edilmiş ve katkılı hazır yiyecekleri, asitli içecekleri, mizaca uygun olmayan karışık yemekleri bol bol tüketiyorsa, bu yiyecekler kanın PH dengesini bozar ve vücutta büyük miktarda farklı toksik madde üretilmesine sebep olur.
Havaya karışmış dumanlar, zehirli gazlar, tozlar, deterjan kokuları, özellikle çamaşır suyu ve tuz ruhu kokusu, solunum sistemini bozarak kana karışır. Kömür, kireç, alçı gibi maddelerin tozlan akciğerleri doldurur. Böyle bir zarara karşı bağışıklık sistemi, insanın iştahını keser, ateşini yükseltir. Ateş kanı ısıtır. Isınan kan ise akciğerde toplanmış eriyebilen atıkları eritmeye başlar ve balgamı çoğaltır. Akciğeri korumakla görevli mikroplar kanın ısınması ve balgamın artmasıyla birlikte çoğalır. Bu mikropların enzim Bu kitapta modern tıbbın "bilimsel" ve işe yaramaz dipnotlarla dolu üslubu yerine hastalıkların sebebini ve gerçek şifanın nerede olduğunu sade bir dille anlatmaya çalışan ifadeler tercih edilmiştir. Bu kitap şifa arayan ve hesap gününe inanan insanlar için "bilimsel" ifadelerin izafiliği yerine, acı da olsa gerçeklerin ortaya serilmesinin daha önemli olduğu düşünülerek yazılmıştır.
Irsî hastalıklar hariç, hemen hemen bütün hastalıkların sebebi hayret verici derecede aynıdır. İlginç olan şudur ki, bütün hastalıkların tedavisi de aşağı yukarı aynıdır. Elinizdeki kitap bu sade ve hikmet dolu gerçeği anlatma yolunda Allah'ın izin verdiği ölçüde atılmış bir adımdır.
Vücudundaki hastalıkların başlıca sorumlusu insanın kendisidir. Hasta olmak insanın kendi ayıbıdır, kendi suçudur. Çünkü vücutta, onu hastalıklardan koruyan öyle mükemmel bir mekanizma yaratılmıştır ki, bu mekanizmayı tahrip etmek için çok "uğraşmak" gerekir. Eğer insan bu mükemmel mekanizmaya rağmen yine de hastalanırsa, Allah, bu durumda da insanoğluna şifa bulması için dosdoğru bir yol göstermiştir. İnsanın bundan istifade etmeyip, kendini tedavi etmemesi ya da şifayı yanlış yerlerde araması ikinci bir suçtur.
Hiçbir doktorun yardımı olmaksızın, tıp dünyası tarafından en tehlikeli görülen hastalıklardan bile kurtulmak mümkündür. Hastalığı teşhis etmek de önemli değildir. Bu kitapta takdim edilen kuralları ve tedavileri kendi hayatınızda uygularsanız, hastalıkların sebebini anlayacaksınız. Sebeplerini anlamakla kalmayıp, hayatî önem taşıyan bir çok ayrıntıyı göreceksiniz. Hastane kapısında sıra beklemeyecek, dolaplar dolusu ilaçlardan ve tüm tedavi masraflarından kurtulacaksınız. Sağlıklı olmanın ne kadar kolay olduğunu görüp şaşıracaksınız ve böyle mükemmel yaratıldığınız için Yaradan'a şükredeceksiniz.
Gerçeğe götüren yol sarihtir.

12 yorum:

  1. Merhaba !

    Yazınızı okudum gayet başarılı ve faydalı içerikler. Sizleri de sağlık bilgileri ve şifalı bitkiler hakkında içerik sunan sağlık portalımız e-tedaviye bekleriz. Yayın hayatınızda başarılar dileriz....

    Sağlıcakla kalın...

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Merhaba sayın site yöneticisi
    Yazıda 'bu kitapta' diye bahsedilen kitabın adını öğrenebilmemiz mümkün müdür? Alıntı yapmış fakat kaynak göstermemişsiniz. Kitabın tamamını okumak isterdim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. emin olmamakla birlikte Dr.Aidin Salih in "Gerçek Tıp" isimli eseri...

      Sil
    2. Rahmetli Dr.Aidin Salih Gerçek Tıp kitabıdır.

      Sil
  4. Yani yazim tarziniz olsun verdiginiz bilgiler icin tesekkurler 2 aydir anur cubur tuketmiyorum

    YanıtlaSil
  5. Yani yazim tarziniz olsun verdiginiz bilgiler icin tesekkurler 2 aydir anur cubur tuketmiyorum

    YanıtlaSil
  6. Bunun kitap halini nerede bulabilirim ?

    YanıtlaSil
  7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. Egitim ve sınavlarda gelinen nokta çok acı

    tus forumlarında iddialar “...Bundan 7-8 kadar yıl önceydi. 5-6 defa girdiğim ÜDS lerden 50-60 arası alıp duruyordum. Meşhur bir TUS dersanesinin Meşhur bir sahibi -ki iyi İngilizce bilmesi ile de tanınır- yerime ÜDS ye girebileceğini söyledi. "Sen de sarışın gözlüklüsün ben de, kimse anlamaz bile, ben böyle çok kişiye ÜDS-KPDS kazandırttım" dedi. Tabi teklifini "bütün akademik hayatımı b.k çukurunun üzerine bina edemem" diyerek reddettim. 1-2 sınav daha sürünüp kendim 71'imi aldım. Eğer yakalanırsa "sevgili JOKER abimin" aleyhine tanıklık ederim. Allah islah etsin, bir adamın her işi mi YAMUK olur ya?”

    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=4964&page=62
    https://odatv.com/tus-sorularinin-calindigi-iddialarinin-merkezinde-bu-kez-hangi-cemaat-var-04031942_m.html
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=10037
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=4309
    http://www.stetuskop.com/showthread.php?t=9306
    Ateş olmayan yerden duman çıkar mı
    tusdata ve veya uz.dr sami selçukbiricik in sponsoru olduğu drtus.com tus forumunda övünme ve güç gösterisi olarak anlatılan ösym den bilgi sızdırmalarını, ilişkilerini, bağlantılarını, görüşmelerini  maddi güç ve fetö paralel yapı veya başka bir cemaat örgüt siyasi dava yapı bağlantısı olmadan nasıl yapılabileceği şayanı hayret bir konu olarak şüpheleri celbetmekte haklıdır tusdata ve özel asfa ferda koleji yönetim kurulu başkanı uz.dr. sami selçukbiricik iddia edildigi gibi feto paralel fethullah gülen mensubu mudur iskenderpaşa hakyol mensubu mudur bilinmez ve böyle olsa da olmasa da özkaya özel hayatı kendi tercihidir bu kısmına  saygı duyulmalı ancak 15 Temmuz olayları davası gazileri ve şehitlerini yaşamış bu ülkede  ilişkiler ağı Ağacın Kurdu kitabındaki gibi rahatsız edici giriftlikte.. Bu arada ösym nin sınava başkasının yerine girdiği tespit edilen tus Dersanesi sahibi ifadesiyle bu kişinin kamu oyunun anladığı kişinin büyük ihtimalle uz Dr Sami selçukbiricik olduğu kanaati oluşuyor. Ösym nin ve uzman doktor sami selçuk biricik in de açıklama ve videolarında net bir aksi beyanı yok ..soruşturmaların akamete uğraması bu ortamda bu bağlantılarla ve tusdata dusdata maddi sponsorluğunda yayın yapan Drtus.com tus/dus/eus forum sitesinde ösym ve yök te tanıdıkları olduğu ve maddi gücü fazla olduğu icin ösym de yök te sağlık bakanlığında muhatap kabul ediliyor itibar görüyor beyanları zaten malumun ilanı beklenen bir durum . Geçmiş yıllardaki Konya Beyaz Kalem olayındaki gibi bundan çıkan, anlatılan veya kanaatimize göre anlatılmayandan hissedilen anlam tusdata hazırlık dersanesinin paralel yapi feto Fethullah Gülen cemaatine genç klinisyenler yapılanması içinde herkesten farklı özel ve çok fazla kontenjan ayırdığı ve iyilik yapmak icin ücretsiz aldığı kişisel verileri yasadışı kaydettiği yani fişleme yaptığı belgeleri videoları rezaleti..
    ÖSYM kampanyaları ile bir yandan tusdata bir yandan STV ve zaman gazetesi bir yandan taraf gazetesi ile ÖSYM'nin şifre ve hatalı soru ve sınavlarla gündeme gelirken kpss, ve polis hakim avukat savcı sınavları yolsuzluğunun unutturulduğu gündemin ösym ciddiyetsizliğiyle yaptığı hatalı sorular üzerinden hak arıyor tarzı kampanyalarla her sınav döneminde ösym yolsuzluğu gündeminin değiştirilip kpss sınavı ve diğer sınav soru çalmalarının ve zaman aşımı türü örtbaslarin siyasette milletvekili Prof.Dr. ÖSYM ve YÖK ' teki kirli bağlantıları, telefon mail iletişim  ve irtibatlı kişileri Dolar Euro Dinar Dirhem Afyon Esrar ne kullanıyorlarsa Ali Veli Halil Bilal İsa Musa Sema Esma Ayşe Fatma Fatih Burhan Nurhan Orhan Muharrem Mükerrem Naim Saim Rabia Safiye Nazife Hafize Binnur Zin Nur Rahmi Rahim adları her kimse kimdir bunlar bulunmalı ve hala ayıklanmadığı gerçeğinin örtüldüğü sürece . .
     seffaf olmasi gereken kurumların  kanser gibi hasta hastalıklı enfekte bir ilişki zinciri değil mi?
    Her sınavda sorular alındı mı çalındı mi sızdı mi sızdırıldı mi kaygısı yersiz Mi?

    YanıtlaSil
  10. Bu Mayo Clinic'ten genel bir mesajdır ve böbrek satın almakla ilgileniyoruz, eğer bir böbrek satmak istiyorsanız, lütfen aşağıdaki e-posta adresimizden doğrudan bizimle iletişime geçin.
    mayocareclinic@gmail.com
    Not: Bu güvenli bir işlemdir ve güvenliğiniz garanti edilir.
    Daha fazla bilgi için lütfen bize bir e-posta mesajı gönderin.

    YanıtlaSil