8 Mayıs 2009 Cuma

Tümör ve Kanser

Bilimsel araştırmalara göre, her insanın bedeninde devamlı olarak kötü huylu hücreler oluşmaktadır. Fakat bedenin savunma sistemi, henüz geliş­me başlangıcındaki bu hücreleri yakalar ve yok eder. Bağışıklık sisteminin herhangi bir sebeple zayıflamasıyla kanser hücreleri gelişmeye ve çoğalma­ya başlar. Bağışıklık sisteminin zayıflamasının çeşitli sebepleri vardır. Fakat, kanserli hücrelerin çoğalması ve tümör oluşmasındaki en önemli sebep, "Hastalıkların Başlangıcı ve Seyri" bölümünde anlatılan sebeptir. Önce bağışıklık sisteminin dengesinin nasıl bozulduğunu görelim:
Hazmedilemediği için çürüyen yemeklerin kalıntıları bağırsaklara ine­rek bağırsakları zehirler ve kana karışır. Bağışıklık sistemi bu duruma kan­da lökositleri çoğaltarak cevap verir. Zararlı yemekler devamlı yendiği sü­rece toksinler ve atıklar çoğalmaya, bağışıklık sistemi de daha şiddetli tep­ki vermeye başlar: Toksinleri atabilmek ve kanı temizleyebilmek için ateşi yükseltir ve bademcikleri şişirir. Ateşlenmeyle ısınan kan toksinleri deriden ter yoluyla, lökositler ise eriterek, bademcik iltihabı ile dışarı atar. Fakat in­san ateş düşürücü ilaçlar ve antibiyotikler kullanırsa bağışıklık sisteminin tepkisini etkisiz hale getirir,- atılması engellenen toksin ve atıklar ise vücut­ta çoğalır. Bu şekilde her zararlı yemek ve bağışıklık sisteminin her tepkisine ilaçlarla karşılık vermek bağışıklık sistemini sarsa sarsa felakete götü­rür. Beslenme alışkanlığı düzeltilmedikçe bu durum defalarca tekrarlanır.
Neticede, ikinci bir hata yapılarak savunma sisteminin ön saflardaki as­kerleri olan bademcikler vazife başında iken ameliyatla aldırılır. Bu durum­da bademciklerin hizmetinden mahrum kalan bağışıklık sistemi şaşırır, dengesini kaybetmeye başlar. Yanlış beslenme, bu noktadan sonra da düzeltilmezse apandist şişerek iltihaplanır. Vücutta tümör oluşum sürecini başlatan üçüncü hata da yapılarak, apandist ameliyatla aldırılırsa savunma sistemine üçüncü büyük darbe de vurulmuş olur. Çünkü görevi bağırsaklar için gerekli olan mikropları üretmek, bu mikroplar ile tümörlü hücreleri sı­kı sıkıya kontrol etmek ve sağlıklı hücreleri korumak olan apandist, bağı­şıklık sistemi için hayati önem taşımaktadır.
Peygamberimiz (s.a.v.): "Sığır ve dana eti devamlı yenilecek olursa ab-raşlık (sedef), alaca (vitiligo), fil hastalığı, cüzzam (lepra) ve daha bir çok hastalıkları meydana getirir" buyurmuştur ki bu hastalıklar en hafifinden en ağırına kadar aynı kökten gelen hastalıklardır. Eski tabipler cüzzamı bütün vücudun kanseri olarak görürlerdi. ("Yiyecekler" bölümü "Et" konusuna bakınız.)
Kırmızı et, midesi az asit üreten insanların (kan grubu "A") midesinde hazmadilemez, yalnızca çürür. Çürümüş et kalıntıları kılcal damarları tıkar, organlarda ve deri altında depolanır. Depolanan bu atıklar, tıkalı damarla­ra kan gelemediği ve lökositler ile çürütülüp dışarı atılamadığı için, aynen büyük çöplüklerde olduğu gibi, içten içe yavaş yavaş yanmaya başlar. De­ri altındaki ve organlardaki atıkların yanması ile dokular bozulur, kuru eg­zama, sedef ve vitiligo için zemin oluşur. Atıklar çoğalınca ve yanması şid­detlenince tümörler, genetik mutasyonlar ve bunun neticesinde de kanser veya cüzzam ortaya çıkar. Çok kırmızı et yiyen "A grubu" taşıyıcılarında sedef, vitiligo ve kanser sık görülür.
Nobel ödüllü Alman araştırmacı Otto Warburg yıllar önce, 1931'de kanser oluşumundaki aynı mekanizmaya işaret etmiştir,- kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizmasının olduğunu ve şekerin kan­serli hücreleri beslediğini yaptığı deneylerle göstermiştir. Aşırı şekerli gıda­ları tüketmek büyüme faktörü (IGF-1) düzeyini artırır.
İnsanlarda hastalıkların tedavisinde kullanılan veya süt üretimini artırmak için ineklere verilen büyüme hormonu da vücuttaki büyüme faktörü IGF-1'i arttırır.
Büyüme faktörü (IGF-1) hemen hemen bütün dokularda hücre üremesi­ni kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olabilir. Diğer kanser se­bepleri için "Katkı Maddeleri", "İlaçlar" ve "GMO" bölümlerine bakınız.
Tümör oluşumu suyun akması gibi kesintisiz bir süreçtir. Yalnız bir nok­tada değil, vücudun pek çok yerinde aynı anda başlar va hata yaptıkça ço­ğalmaya devam eder. Ancak, bu tümörlerden belli büyüklüğe gelenler teş­his edilebilir. Tümörler aslında bağışıklık sisteminin atıklardan kurtulmanın son çaresi olarak oluşturduğu birer "enerji santrali"dir. Bu santraller vücudu fazlalık ve atık maddelerden arındırmak için onları yakıt olarak kullanılır. Teşhis edilen bir tümör ameliyatla alınınca, yakıt mecburen başka bir tü­möre yönlendirilir, yani oradaki tümör veya tümörler büyümeye başlar. Kemoterapi yapılınca bağışıklık sistemi çöktüğünden tümör oluşum süreci bir müddet için durur. Bağışıklık sistemi kendini toparlayıp canlanmaya başlayınca tümör oluşumu daha büyük bir hızla artmaya başlar. Böyle ol­ması doğaldır çünkü kemoterapi ile verilen ve bütün hücreleri dolduran "böcek ilacı" "enerji santralleri" için bitmez tükenmez bir yakıt kaynağıdır!
Bu sebeple bir tümöre cerrahi müdahale yapmak fayda sağlamaz, tam tersine büyük zarar verebilir. Büyük tümörler ancak vücutta tümör oluşum süreci durdurulduktan sonra alınabilir.
Tecrübemize göre, herhangi bir organında herhangi bir tip tümör olu­şan hastaların hemen hemen hepsinin geçmişinde bademcik ve apandist ameliyatı vardır.
"Kanser" teşhisinde çok sık hata yapılmaktadır. Çünkü kanser teşhisi ko­nulup da, bu kitapta anlatılan tedavileri uygulayanların %90 hatta %95i iyileşmektedir. Gerçek kanserde ise tedavi yoktur. Ancak konulan teşhis doğru ya da yalnış olsun farketmez, kanser tedavisi görerek kemoterapi ve­rilenlerin tamamı kansere adaydır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder